YURTSEVERLİK.COM ÇOK ÖNEMLİ BİR KAVRAMIN KAPISINI ARALIYOR- SÖNMEZ ÇETİNKAYA BERLİN’DEN YAZDI-SOSYAL SERMEYE VE DEMOKRASİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » YURTSEVERLİK.COM ÇOK ÖNEMLİ BİR KAVRAMIN KAPISINI ARALIYOR- SÖNMEZ ÇETİNKAYA BERLİN’DEN YAZDI-SOSYAL SERMEYE VE DEMOKRASİ

15.02.2019 - 11:13

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
YURTSEVERLİK.COM ÇOK ÖNEMLİ BİR KAVRAMIN KAPISINI ARALIYOR- SÖNMEZ ÇETİNKAYA BERLİN’DEN YAZDI-SOSYAL SERMEYE VE DEMOKRASİ

 

SOSYAL SERMAYE VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE-ALMANYA KARŞILAŞTIRMASI

Yılda birkaç kez Berlin’e geliyorum. Son beş, altı yıldır da, geliş tarihlerimi şimdilerde, biri on dört, diğeri dokuz yaşında olan torunlarımın basketbol maçlarının yoğun olduğu üç, dört haftaya denk getiriyorum. 

Doğal olarak bu ziyaretlerimde, en çok zaman geçirdiğim yerlerin başında kentteki basketbol salonları geliyor. Oralarda, çoğunluğu Alman olan anne babalar yanında, kendi yurttaşlarım ve diğer ülkelerden gelmiş ebeveynler ile tanışıyorum. Bunların çoğu elbette torunlarımın takım arkadaşlarının ebeveynleri oluyor ama rakip takımlardaki Türk çocuklarının ebeveynleri ile de tanışma fırsatı buldukça, onlarla sohbet ediyorum.

Berlin’e gelmeye başladığım yaklaşık on yıl öncesinden bu yana, başta burada yerleşik yurttaşlarım olmak üzere, insan ilişkilerine dair gözlemler yapmaya çalışıyorum. Onca yıl sonra, bu kentte ( belki de, sadece Berlin’e özel), daha önce yaşadığım veya sık bulunduğum bazı yabancı ülke kentlerinden, olumlu anlamda farklı izlenimler edindiğimi söylersem abartmış olmam. 

Üstelik üç yüz bin dolayında yurttaşımızın yaşadığı, en çok konuşulan ikinci dilin Türkçe olduğu bir kent olduğunu da unutmadan!  

Son zamanlarda, her gelişimde kendime sorduğum soru şu: Benim gözümde Berlin’i olumlu anlamda farklı kılan izlenimlerimin ardındaki ana nedenler ne olabilir?

Toplumsal konularla içli dışlı olan akademisyen ve araştırmacılar bu ve benzeri konularda, yıllardır çok sayıda görüşler ortaya koyuyorlar. Bunların her biri elbette çok değerli. 

Ancak mühendis orijinli bireylerin çoğunda olduğu gibi bendeniz de, modern bilimin kurucularından Galileo Galilei’nin 17.yy’da insanlığa hediye ettiği ”Doğanın dili matematikseldir, ölçülebileni ölç, ölçülemeyeni ölçülebilir yap.”  ilkesinden hareketle, sorunları anlamaya çalışırken mutlaka bir ölçü aramaktan vazgeçemiyorum.

Sonunda, uzunca bir süredir üzerinde okumalar yaptığım Sosyal Sermaye (Capital) teriminin, kendime sorduğum soruya bir ölçüde de olsa açıklık getirebileceğini düşünerek, internette bir araştırma yaptım. Dar kapsamda da olsa ulaştığım bazı ilginç bilgileri okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

 

 

SOSYAL SERMAYE- KAPİTAL

Sosyal Sermaye ( Capital ) terimi, batı ülkelerinde 1890’lardan bu yana zaman zaman dile getirilmiş, fakat 1990’ların sonlarına kadar pek de dikkate alınmamış.

Hatta ilk kez 19.yy’ın ilk yarısında Alexis de Tocqueville, Amerikan toplumunun yaşam tarzı üzerinde yaptığı gözlemler sonucu, demokrasinin daha iyi işlemesinin koşullarından biri olarak, bu terime benzer ‘ sosyal katılım ‘ sözcüklerini kullanmış.

1916’da Amerikalı eğitimci ve yazar L.J.Hanifan’ın, ‘kapital” kelimesini mecazi anlamda kullandığı ‘Sosyal Kapital’ terimi ile, ‘temiz kalplilik, arkadaşlık, karşılıklı sempati ve dostça iletişimi’ ele aldığını anlıyoruz. Hanifan’a göre; bu duygularla bir araya gelen insanlar, diğerleriyle oluşturacakları bağı zaman içinde güçlendirerek, hem toplumsal ihtiyaçlarını tatmin edecek, hem de yaşadıkları toplumun iyileşmesine katkıda bulunacaklardır.

Kanada’lı yazar Jane Jacobs’un da 1960’larda, aynı terim bağlamında, ‘iletişimsel ağların’ değerine vurgu yaptığı görülüyor. Sosyolog Pierre Bourdieu da 1972’de yazdığı bir makalede, Sosyal Kapital teriminin, kültürel ve ekonomik kapital kavramlarının dışındaki ayrıcalıklı anlamını ortaya koymuş.

1990’larda yoğunlaşan neo liberal süreçte, terim kavramsal olarak popülarite kazanınca, Dünya Bankası’nın araştırma programları yanında, ana akım kitapların konusu olmaya başlamış. Çünkü artık sanayileşme ve kentleşmenin, sosyal ilişkileri önlenemez biçimde dönüştürdüğü yeni dönemlere girildiği açıkça kabul edilir hale gelmiş.

Böylece, bireyler arası güvenin ve özgürlüklerin başat önemde olduğu daha bütünleşik toplumların oluşturulması için, sosyal kapital terimi, modern anlamda yeniden kavramlaştırılmaya çalışılmış.

Toplumsal konular üzerinde çalışanlarca hala tartışılıyor olsa da; Dünya Bankası danışmanı ve Harvard’da Siyaset Bilimci R. Putnam’ın terimi kavramlaştırmadaki yaklaşımının, şimdilerde genele yakın kabul görmüş olduğu anlaşılıyor.

Putnam’a göre, ”Bireyler arasındaki sosyal iletişim ağları, güvenilirlik ve karşılıklılık normlar”, sosyal kapitali oluşturan temel unsurlar. Yine Putnam ve izleyicileri, sosyal kapitalin demokrasinin hem inşa edici, hem de onu koruyup, kollayıcı ana unsurlardan biri olduğunu iddia ediyorlar.

Sosyal kapital üzerinde çalışan bir diğer akademisyen Cornell Üniversitesi hocalarından F.Fukuyama’ya göre, sosyal kapital, yurttaşlık bilincini güçlendirmek suretiyle demokrasi ve kalkınmaya çok önemli katkıda bulunuyor.

Bu yazı için araştırma yaparken, bu konuda benzer çalışmaların, son zamanlarda ülkemiz akademisyenleri arasında da bir hayli yaygınlaştığını görmek çok sevindirici oldu benim için.

Çünkü, ülkemizin birçok sosyal kalkınmışlık göstergesi açısından, uluslararası endeks sıralamalarındaki yeri hiç de övünülecek durumda değil. Sosyal Sermaye açısından da öyle.

 

 

 

LEGATUM ENSTİTÜSÜ VE KÜRESEL SOSYAL KAPİTAL ENDEKSİ- 2018

Londra’da bulunan Legatum Enstitüsü adındaki bağımsız bir düşünce kuruluşu, açık ekonomiler ve kapsayıcı toplumlar oluşturmayı, yoksulluktan kurtulmanın en önemli yöntemi olarak ele alıyor. Bu yöntemin en önemli unsurunun da, bireyin güçlendirilmesi olduğunu ileri sürülüyor.

Legatum, 2007’den bu yana Refah (Prosperity) Endeksleri hazırlayıp, yayımlıyor. Bu endekslerde ele alınan ülkeler; ‘ekonomik kalite, iş ortamı, yönetişim, eğitim, sağlık, güvenlik, kişisel özgürlük, sosyal kapital ve doğanın korunması’ başlıkları altında, değerlendirilip sıralamaya tabi tutuluyor.

Bu yazının konusu olan Sosyal Kapital açısından bakıldığında, Türkiye dahil 149 ülkenin sıralandığı listedeki bazı ilginç bulguları paylaşmak isterim.

Listedeki en iyi ilk beş ülke olarak; Yeni Zelanda, Avustralya, Norveç, İzlanda ve Danimarka yer alıyor.

Son beş ülke ise; sıralamanın en dibindeki Afganistan’dan başlayarak, yukarıya doğru, Burundi, Togo, Benin ve Yemen.

Türkiye bu listede 100.sırada yer alıyor. Hemen üstündeki daha iyi beş ülke; Japonya, Litvanya, Bengladeş, Mozambik ve Burkina Faso. Hemen altındaki beş ülke ise: Lübnan, Hindistan , Sudan, Mali ve Kamerun.

Refah Endeksinin diğer parametrelerine göz attığımızda ise, ülkemizin ekonomik kalitede: 55, iş ortamında: 96, yönetişimde: 93, eğitimde: 83 , sağlıkta: 50, güvenlikte: 110, kişisel özgürlükte: 113 ve doğal çevre korunmasında ise 75.ci sıralarda yer aldığını görüyoruz.

Ülkemizin, dokuz başlık altındaki bu konumlarıyla, küresel çerçevede değerlendirmeye alınan 149 ülke arasında, toplam Refah Endeks sıralamasındaki yeri ise ne yazık ki; 93.cülük!

Peki; bu sıralamalardan ikisinde Almanya’nın durumu nedir diye baktığımızda; Sosyal Kapital sıralamasındaki yerinin 16.’lık, Genel Refah sıralamasındaki yerinin de 14.’lük olduğunu görüyoruz. 

Almanya’nın bu sıralamalardaki en iyi yerinin, ekonomik kalite alt başlığı altındaki 11.’lik ve en az iyi olduğu alt başlığın ise 24.’lükle sağlıkta olduğu anlaşılıyor.

Bir iki parametreli bu gibi karşılaştırmaların, soruma tam yanıt oluşturduğu elbette söylenemez. Ancak önemli bir gösterge olduğu da yadsınamaz diye düşünüyorum.

Çünkü sosyal sermaye kavramı öncelikle bireylerin aidiyet hissettiği gruplardaki bireylere duyduğu güven ve onlarla oluşturduğu bağı içermekte. Ayrıca muhtelif topluluklar arasında kurulan köprülerle, ‘bağ’ın, toplumun tümüne yakınını kapsaması söz konusu olmakta.

Böylece sonuçta, Sosyal Kapital’in toplumların genel refahının belirlenmesinde, diğer ölçütlerden daha anlamlı ve etkin olduğunu söylemek, kanımca abartılı olmaz.

Bu tesbitlerden sonra daha fazla söz söylemek yerine, nihai değerlendirmeyi her okuyucunun kendisine bırakmanın doğru olacağını düşünüyorum.

 Ancak  okuyucunun değerlendirmesine yardımcı olabilmek için, Sosyal Kapital konusunda çalışan akademisyen ve araştırmacıların, birçok açıdan birbirlerinden ayrılmakla birlikte, çoğunun hemfikir oldukları en önemli hususu belirtmek yararlı olabilir.

Sosyal Kapitali yüksek toplumlar, üst düzey demokrasilerle yönetilirler. Sosyal Kapitali düşük toplumlarda ise ‘Demokrasi Çiçeği’ hızla solmaya başlar ve giderek köksüz kalır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :