YURTSEVERLİK.COM’DAN 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İÇİN BİR MÜCADELE ÖYKÜSÜ: İRAN’IN EFSANE KADINI FARROKHROU PARSA

Ana Sayfa » GÜNCEL » YURTSEVERLİK.COM’DAN 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İÇİN BİR MÜCADELE ÖYKÜSÜ: İRAN’IN EFSANE KADINI FARROKHROU PARSA

07.03.2019 - 11:05

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
YURTSEVERLİK.COM’DAN 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İÇİN BİR MÜCADELE ÖYKÜSÜ: İRAN’IN EFSANE KADINI FARROKHROU PARSA

Bu makale İran’ın önde gelen aydınlarından Ardavan Bahrami tarafından kaleme alındı. Bahrami yazısında İran’daki Mollalar tarafından 1980’de idam edilen Eğitim Bakanı, kadın hakları savunucusu Farrokhrou Parsa’yı ve onun teokrasiye karşı verdiği büyük mücadelesini anlatmaktadır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi Bahrami’nin tüm dünyaya seslendiği bu makalesini yayımlamayı bir görev bildik.

Peki niçin?

Türkiye’de özellikle kadınlara yönelik baskının utanç verici boyutlara ulaştığı bir süreçte, yaşananları daha iyi anlamak amacıyla Parsa’nın İran’da verdiği mücadeleyi, Ardavan Bahrami’nin dünyaya seslenişini iyi değerlendirmek gerekiyor.

Bu çarpıcı yazıyı tercüme eden Yurtseverlik.com yazarı Sönmez Çetinkaya’ya ayrıca teşekkür ediyoruz.

YURTSEVERLİK.COM

 

 

EFSANE KADIN FARROKHROU PARSA

 

8 Mayıs 1980’de yurttaşlarını eğiterek topluma örnek olmak isteyen bir kadın İran İslam Cumhuriyeti’nde suçlu bulunarak infaz edildi. İdam mangasının karşısına çıkarılışının yegane nedeni İranlı yurttaşlarının, kendilerini eğitip geliştirerek toplumun iyileştirilmesine katkılarını yükseltmekti.

Bu nedenlerin hiçbiri Dr. Farrokhrou hakında verilen ölüm kararında yer almadı.

Binlerce  infaz kararlarında olduğu gibi ‘ Tanrı’ya karşı gelmek suretiyle ahlaksızlığı yaymak’ ile suçlandı.

 

 

İnfaz hükmü kendilerini yeryüzünde Allah’ın temsilcileri olarak kabul edip, devrimlerini ve Tanrı’nın adaletini yaymak üzere İran’ı platform olarak seçenler tarafından verildi.

Parsa doğduğunda İran ulusu fakirlik ve hastalıklardan perişan zavallı bir ülkeydi. Annesi Fakhr Afahg, kız ve erkek çocuklar için eğitimde fırsat eşitliği talep eden İranlı öncü kadınlar arasındaydı. Yönettiği  ‘Jahan-e Zanan-Kadın Dünyası’ dergisinde yazdığı iki yazı yüzünden, mollalar tarafından sert bir şekilde eleştirilmişti.

Bunun üzerine dönemin mollalarının, Qavam-ol Saltaneh hükumeti üzerindeki yoğun baskısı yüzünden, kocası tarafından Kum kenti dışında kiralanan eve taşınmıştı ve hamileydi. Orada ev hapsinde tutulduğu günlerde, 1922 Nevruz’unda Farrokhrou’yu doğurmuştu.

Eğitimli bir kadın oldun diye okula gönderilen Farrokhrou ebeveynlerinde sürekli desteklenmişti. Rıza Şah’ın iktidara gelmesiyle ülkede koşullar biraz iyileşmiş, en azından eğitimde fırsat eşitliği sağlanmıştı. Ailesinin yakın desteğini esirgememesi sayesinde, evlenip çocuk doğurduktan sonra bile eğitimine devam etmişti.

Yıllar sonra Tahran Jean D’Arc Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yaparken, daha sonra Muhammed Rıza Şah ile evlenecek olan Farah Diba öğrencisi olmuştu. İşine tutku dolu bağlılığı ve kadın hakları savunuculuğu sonunda onu okulun yöneticiliğine terfi ettirilmişti. Bu sıralarda ders saatleri dışında cezaevlerindeki kadınları ziyaret edip, onları eğitiyordu.

1960’ların başlarında Şah’a bir mektup yazarak, kadınlara oy hakkı verilmesini talep etmiş, bu talebine Şah, ” Benim halkım sadece erkeklerden oluşmuyor.” yanıtını vermişti.

Parsa böylece 1963 yılında İran Parlamentosu üyesi olmuş ve kadın ve aile yasalarında değişiklik taleplerini seslendirmişti. İki yıl sonra 27 Ağustos 1968’de, ülkenin ilk kadın Eğitim Bakanı görevine getirilmişti. 

Ancak köktenci mollaların Parsa’ya karşı tepkileri, annesinin karnındayken mahkum edildiği ev hapsi ile sınırlı kalmamış, sonraki yıllarda da okul kitaplarının modernleştirilmesi gayret ve çalışmaları da aynı tepkilerle karşılaşmıştı.

Parsa’nın katledilmesinden bu yana onu öldürenler ülkede hala hakim durumda olmalarına karşın, dünya onları yola getirmek için ödün vermeye devam ediyor. Bu çerçevede Avrupa ülkelerinin, İran’ın diktatörlerine karşı “Bu insanları anlamaya çalışmalıyız.” veya ” Diyalog kurmalıyız.” tarzındaki politikalarına tanık olmak çok şaşırtıcı olmanın ötesinde, aynen 1940’larda Naziler binlerce insanı mezara gönderirken, katillerin arasında ılımlıları aramak gibi dehşet verici bir durum.

İslamcı devrimcilerin zaferlerinin coşkusunu yaşadıkları dönemde Parsa’nın infazı, dinci diktatörlerin en küçük muhalefeti bastırmak için uygulayacakları sistematik katliamların başlangıcı oldu. Bu süreçte kendilerini uygar zanneden ülkeler İran’daki duruma ilgisiz kalmayı seçtiler.

İslamcı rejim tarafından katledilen ilk kadın olan Parsa’dan sonra daha niceleri aynı durumla karşılaştı.  Avrupalılar tarafından çok sevilen ve yakın ilişki kurularak yola getirilebileceği düşünülen, reformcu Başkan Hatemi döneminde katledilen Zahra Kazemi, eğer İran’da süren duruma müdahale edilmezse, daha çok İranlının Ayetullahların zindanlarında katledileceğinin somut işaretidir. Fakat ne yazık ki sağır kulaklar bunları duymamaktadır.

Parsa’ın katliamından sonraki yirmi beş yılda, binlerce İranlı kadın infaz edilmekte, infaz edilmeyenler işkenceye tabi tutulmakta, tecavüze uğramakta, taşlanmakta, kamçılanmakta, şehirlerde vinçlere asılmakta, hatta Körfez Şeyhlerine satılmaktadır.

 

 

Ancak İngiliz, Fransız ve Alman hükümetler bütün bunlara son vermek üzere İran halkına yardım etmek yerine, İslamcı rejimi yeni ekonomik teşviklerle besleyerek, onların uranyum zenginleştirme programlarına son vereceklerini zannetmektedirler. Söz konusu ülkelerin bu tavırları, ticari çıkarlarını insan hakları ve demokrasi gibi yüksek değerlere tercih etmelerinin acı bir göstergesidir. 

1979’a kadar İranlılar ülkelerini dünyanın en gelişmiş uygarlıkları ile mukayese edip öğünürlerdi. O yıllarda insanların hükümetlerinden beklentileri, dünyanın gelişmiş ülkelerindeki insanlara sunulanların kendilerine de sağlanmasıydı. Onlara söz verilen muhteşem uygarlığa ulaşmak için daha azına razı değillerdi. Aslında o yıllarda, ülkede iyi yetişmiş kadın, erkek sayısı uluslararası saygınlık kazanan düzeylere ulaşmıştı..

İyi yetişmiş, eğitimli ve zeki liderlere sahip bir ülke, moderniteye düşman bir takım cahiller tarafından nasıl yönetilebilir?

İslamcı otoriteler kadınlardan hep korktular.

 

 

O yüzden İranlı kadınları yirmi altı yıl sonra hâlâ barbarca yöntemlere tabi tutabiliyorlar. Gayet farkındalar ki, kadınlar birleşmeyi başardıkları gün onların şeytani mollakrasileri de yıkalacaktır.

İran asıllı Kanadalı gazeteci Kazemi’nin tabi tutulduğu işkenceler sonrası kahredici ölümü, Pehlevi yıllarında eğitilen, yetiştirilen kadınlardan korkunun bir göstergesidir. O kadınlar özgür ruhlu, bağımsız ve güçlü olmayı öğrenmiş kadınlardır. Ayetullahların korkusu, sadece bugün kendilerine baş kaldıran kadınlarla sınırlı olmayıp, islamcı Devrim öncesi yıllarda yaşamını kaybeden cesur kadınlara kadar uzanmaktadır.

 

 

O kahraman kadınların bıraktığı miras, teokratik sistemi öylesine korkutmuştur ki, iktidarı ele geçirdiklerinin hemen ertesinde, 1962 yılında vefat eden Sediqeh Dowlatabadi’nin mezarını tahrip etme talimatını vermişlerdir. İslam Cumhuriyetçileri’nin anlamadıkları şudur: Mezarların tahribi, kitapların ortadan kaldırılması ve katliamlar, kadınlarımızın özgür ruhlarını ve özgürce yaşama iradelerini ortadan kaldıramayacaktır. Bu değerler Dr.Farrokhrou Parsa gibiler tarafından alevlendirilip yükseltilecektir.

Günümüzde Dowlatabadi’nin mezarı artık yok. Ancak onun son arzusu olarak ifade ettiği “Benim mezarıma rejimin emri olan giysilerle gelen kadınları hiçbir zaman affetmeyeceğim.” sözleri, kadın yurttaşlarımızı özgürlüğe taşıyan meşale olmakla kalmayacak, en güçlü silahtan veya dini fanatikten daha güçlü bir kavram olarak yaşayacaktır.

Bugün Parsa neslinin İranlı kadınları ve onların yetiştirdikleri, dünyanın en tanınmış üniversitelerinde saygın konumdadırlar. Bunlardan hakları için savaşmayı bırakmamış olanlar dışında, özgür ve demokratik ülkelerde yaşayanlar, ülkemizde barbarlığın devam ettiği şu günlerde sessiz kalmayı seçmişlerdir.

Dikta rejiminin kadınlarımıza karşı dünya görüşlerinden kaynaklı düşmanlığı sürmektedir. O nedenle Dr.Parsa’nın katlinin 25.yılında, İran’dan veya İran dışından, İranlı veya başka uluslardan bütün bilinçli kadınları, İslam Cumhuriyeti’ne karşı birleşmeye çağırıyorum.

Bu çağrım, adını ve iyi niyetini kullanan reformistlerden kendisini kurtarabilirse, Shirin Ebadi ve benzerleri için de geçerlidir. Böylece oluşacak bu güçlü cephe, öğretmenimiz ve eğitim bakanımızın anısına, 8 Mayıs’ta Kadınlar Birleşik Cephesini oluşturmalı ve dünya liderleri yanında uluslararası toplumun, İran’da mollaların yönetimine son verip, demokrasi, laiklik ve adaleti sağlamak üzere yapılacak gerçek bir referandumu desteklemelerini talep etmelidir.

Sessiz kalma kararından vazgeçilmelidir. Sessizliğimiz ve duyarsızlığımız, bizi zayıf düşürüp, başarımızı geciktirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Öldürmekten hiçbir şekilde vazgeçmeyenleri nasıl unutup, affedebiliriz ki?

Dr.Parsa’nın zindandaki hücresinden çocuklarına ilettiği son mesajı şuydu:

”Ben bir doktorum. Ölümden korkmuyorum. Ölüm sadece bir an olmaktan başka bir şey değildir. Rejimin zorladığı kapalı bir kadın olmanın utancı yerine ölümü kucaklamaya hazırım. Kadın, erkek eşitliği için elli yıldır verdiğim mücadelemden özür dileyip vazgeçmemi isteyenlerin önünde eğilmeyeceğim. Tarihte bir geri gidiş sembolü olan ”Çadır’ı giymeyeceğim.”

Nelson Mandela’nın 7 Ocak 1996’daki sözleri:

“Gerçek barışma, geçmişi tamamen unutmayı kapsamaz.”

 

Ardavan Bahrami

Tercüme- Sönmez Çetinkaya

Kaynak: https://iranian.com/author/ardavan-bahrami/

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :