26 Ekim 2021 - Hoş geldiniz

ZAFER ANAYURT YAZDI- KARŞIYA GEÇMENİN FELSEFESİ

Ana Sayfa » ÇOK OKUNANLAR » ZAFER ANAYURT YAZDI- KARŞIYA GEÇMENİN FELSEFESİ

Eklenme : 24.09.2021 - 10:30

ZAFER ANAYURT YAZDI- KARŞIYA GEÇMENİN FELSEFESİ

 

Çocukluğumuzda yolun karşısına güvenli geçmeyi öğrenmek çetin ve yaşamsal problemlerden biriydi. Önce solu, sonra sağı, en son tekrar solu kontrol ederek geçmeyi öğretmeye çalışırlardı. Yapılması gereken şey simetrik değildi. Sola neden iki kez, sağa ise bir kez baktığımızı aklımız erer ermez anladık: trafik sağdan işliyordu ülkemizde. İyi dinleyip düşünerek özlü konuşmamız için iki kulak ve bir ağzımız olduğu konusunda bizi uyaran atasözünün vurgusuna benzer şekilde, bu sağdan işleyen düzende ezilmeden karşıya geçebilmek için solumuza sağımızdan bir kez daha fazla bakmamız gerekiyordu.

Bir şey değişmedi o zamandan bu yana.

Birkaç kural daha var: Oyalanmadan geçmek gerekiyor, trafiğe dik geçmek gerekiyor, akan ve de artık zehir kokan trafikle asla aynı doğrultuda gitmemek gerekiyor.

Bir türlü öbür tarafa atlayamadığımız yozlaşmış siyasi trafiğimiz için iyi bir metafor.

Yolun kenarında umutsuzca bekleyen halk, Sol’una daha ilk bakışta, geçilmesi gereken yola adımını atmaktan vazgeçiyor.

Halk solda ne görüyor? Öncelikle düzen içi solu görüyor. Bırakalım kamuculuğun, toplumculuğun yüksek değerlerini; aydınlanma, cumhuriyet ve laikliğin altının oyulmasına el veren, alternatifi olma iddiasıyla çıktığı yolda, iktidarın madara bir taklidi olarak çözüm üreteceğine halkı inandırmaya çalışan, ancak başarılı olamayan ve olamayacak bir kepazeliği görüyor. Kökünden böyle. Genetiği bu. Aslında sol bile değil. Siyasi olarak kendi sağının solunda bir yer tutucu. Tam da tasarlandığı gibi. Kapının daha sola açılmasını engelleyen bir aparat.

Aydınlanma, cumhuriyet ve laiklik her türlü sol düşüncenin turnusol kağıdıdır. Sol düşüncenin asgari ortaklık noktasıdır. Olmazsa olmazıdır. Oysa bunlar düzen solunda yok.

Şimdi daha sola bakalım, daha geniş bir yelpazeye.

Akademi destekli yetmez-ama-evetçi liberaller var. Fareli köyün kavalcıları. Yeni işleri, arkalarına topladıkları elit görünümlü kara koyunları türkü çığırarak sahillerden denize dökmek. Son durakta durup, denize karşı bir kadeh kaldırılabilir: Şerefinize!!

Onlar olmadan bu akademik dünya nasıl işleyecek? Bu kadar televizyona ve yayınevine nereden adam bulacak bu düzen? Etnik, kültürel, dinsel ve cinsel özgürlüklerin savunusunu kim yapacak? Merdivenleri kim rengarenk boyayacak? Onlar sivrildikçe düzenin sinsi ideolojisinin maharetli üreticisi çıkar ortaya, yolun başındaysa bu ideolojinin sadık tüketicisi. Dolayısıyla şunu rahatlıkla söylemek mümkün: Tüm karşıt görüşlerin “makul” bir ideolojik hamur haline getirildiği karıştırma kabıdır liberalizm.

Bir de antiemperyalistlikte mangalda kül bırakmayan ulusalcılar var. Bozuk saatler bile günde iki kez doğruyu gösterirken bu performansı onlardan beklemenin hayal olduğu yerdeyiz. Sağdan işleyen trafikte ezilmemenin çözümünü bu kaotik siyaset trafiğiyle aynı yönde ve en sağdan gitmek olduğunu keşfetmişler.

Şunu da ekleyelim: Sol siyasetin alanını “buralı” sol geçmişin anılarının yaşatılmasına sıkıştıranlar da var. “Unutturmazsak bir fitil olabilir mi acaba uzak gelecekte?” diyorlar. “Bugün harlanacak bir ateş yok zaten. Anmaları unutmamak lazım.”  Takvim solculuğu diyenlere de ağzının payı verilmeli. Gençlerin gözünden sol alternatif bir şehit kültürüdür bu. İnsanı gizliden gizliye korkutur, güneşli günleri değil, toprağı hatırlatıyor her daim.

Saçı ağarmış anmacılara bakarken gencin düşüncesi ancak şuraya gider: Madem birlikte bir yaşam düşleyip kuramıyorsak, bireyci bir kurtuluş da olsa gerek önce yaşam.

Bu noktada düzen tarafından öğütülmeye başlıyor gençler. Direne direne kazanamazsın. Direnerek ancak mevcut yerinden sökülüp daha da geriye atılmanı engellersin. Sonuçta artıp eksilmemek, düzenin zindanlarında kimi mücadelenin karşı konulmaz çekimine sokar?

Solun başka hiçbir kompartmanını sol saymayan sosyalistlerimiz de var. Onların önemli bir kısmının sırtını dayamak istediği yer şanlı enternasyonel sosyalist tarih. Bir çeşit mirasyedilik. Üstüne bir şey konulmadıkça tükenmeyecek miras yoktur. Hele bir de geçmişte iflas söz konusuysa oturup nedenlerini düşünmenin yeridir. Tabi ki büyük bir sağ saldırının odağı olmuştur bu gelenek. Ne yazık ki vuruşmadan düşmüştür.

Ne reddetmelisiniz, ne de estetize.

Aynı yolda devam etmek gerektiğini, ama farklı şekilde devam etmek gerektiğini bilmeniz gerekir. Bunu damarlarında duymak gerekir.

Metin Çulhaoğlu bir konuşmasında “Ancak rüyamızda bile mücadele etmeye başladığımız gün bu düzeni değiştirebiliriz” demişti. Güzel bir ifade. “Ancak rüyada mücadele etmek” olarak anlaşılması tehlikesi var. Bir “bile” sözcüğü bile ne çok şeyi değiştirir anlamda?

* * *

Bir ev alacaksanız, ancak ortada henüz gözüken bir yapı yoksa, siz yine de o yola çıkabilirsiniz. Oysa ciddiye almanın ve ciddiye alınmanın kuralları vardır.

Öncelikle ortada gerçek bir yapı planı olmalıdır. İnşa edilen şeyin neye benzeyeceğini inşaat fiilen bitmeden anlatabilmelidir. Sonra yapım aşamasını anlatan bir plan görmeyi beklersiniz. Koskoca bir projede iki amele ve bir harç karma makinesi görürseniz işkillenmeye başlamanın yeridir.

Maketin güzelliği uğruna çok canlar yanmıştır bu ülkede.

Maketlerin pek çoğunda gerçek hayatın ölçekleri geçerli değildir.

Temelden giriyorsanız, koskoca ortak bir yapıya sizden başka kimlerin omuz verdiğini bilmek istersiniz. Onların da adanmışlıkları, güçleri ve beklentileridir topluca sonuca varılmasını güvence altına alan. İnşaat alanına gidip baktığınızda çok az çalışan ve çok fazla sunuma maruz kalıyorsanız ters giden bir şeyler vardır.

Kooperatiflerin “mazlumder” olup omuzda ağlama alanına dönüştüğü çok öyküler dinlemişizdir bu topraklarda.

Bir sorunu kanıksamak, yıllardır olanı yıllardır olduğu gibi kabullenmek, gerçeğin fakirliğine boyun eğmektir.

* * *

Ne zaman bir siyasi hareket duraksayarak bir marjinal kültüre dönüşürse, onun insanları kendi gerçekliklerinin çevresine yüksek duvarlar örerler.

Çevrenizi acı veren gerçekliğin görülmediği yüksekliğe kadar duvarla çevirirseniz, görüş alanınızda aklınıza ziyan bir şey kalmaz. Rahat edersiniz.

O nedenle sola bakışla sorun, rahatsız olunması gerekenden gerçekten rahatsız olanların sayısının gittikçe azalmasıdır.

Gerçek devrimci rüyasında bile rahatsızlık çeken insandan çıkar ancak.

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları