27 Kasım 2021 - Hoş geldiniz

ZAFER ANAYURT YAZDI- KÜBAYI SAVUNMANIN GÜNÜDÜR

Ana Sayfa » GÜNCEL » ZAFER ANAYURT YAZDI- KÜBAYI SAVUNMANIN GÜNÜDÜR

Eklenme : 06.05.2021 - 15:16

ZAFER ANAYURT YAZDI- KÜBAYI SAVUNMANIN GÜNÜDÜR

Küba’nın Fidel Castro’dan sonraki lideri Raoul Castro görevinden ayrılmadan kısa süre önce, 8. Parti Kongresi’nde önemli bir uyarıda bulunmak ihtiyacı hissediyor:

“Her ne kadar bizim basınımız yalanların reddi ve gerçeğe bağlılığıyla nitelenebilir olsa da ülkenin gerçeklerinin ortaya konulması konusunda zafer sarhoşluğu, yüzeysellik ve yaygaracılığın görüldüğü durumlar da mevcuttur. Bazen ortaya konulan gazetecilik çalışmalarının netleşmeden daha çok kafa karışıklığına yol açtığı görülmekte. Bu yaklaşımlar bizim toplumsal iletişim politikamıza ve teyitli bilgilerimizin güvenilirliğine zarar vermekte. Ulusal sorunların aciliyeti, nesnellik, profesyonellik ve hepsinden önemlisi siyasi niyetlilik çatışmalarına yol açmamalıdır.”

Bu pasajı okuduğumda gözümün önüne gelen ilk sahne reel sosyalizmin yıkılışından birkaç sene öncesindeki siyasi havadır. Gorbaçov, ortodoks kulakların hiç alışık olmadığı glastnost (açıklık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) gibi kavramlarla bir dönüm noktasını işaretlerken, siyaseti götürmek istediği noktanın ne olduğu tam olarak anlaşılamıyordu. Normal şartlarda tehlikeli bir virüs olarak algılanıp kategorik olarak reddedilecek bu söylem, popülist bir manevra olarak avantaja bırakıldı. O tarihsel dönemeçten ileriye bakışla bu yürüyüşün varacağı nokta, bugün geriye bakışla bildiğimiz şekilde açık değildi. Olumsuz olasılıkları dillendirmek ise bozgunculuk olarak
nitelenirdi. Bağışıklık baskılandı ve olacak olan beklendi. Olan oldu.

O dönemde sol cenahtan kimi yazarların gelişmeler konusunda 1987 yılında yazdıklarını 1991 yılında yazılanlarla karşılaştırdığımızda başlangıçta kuşkulu bir iyimserlik ve algı kapanması, sonda ise hayal kırıklığı ve öfke görürüz.

“Dost acı söyler” dilimizin anlamlı sözlerindendir. Gerçi bazen acı söylenen öngörünün gerçekleşmeyi kolaylaştırdığı durumlar da yok değildir. Olasılıkları doğrudan söylemek, hiç söylememek ve oluşmakta olan sonuçlara etkiyi odağa koyan uygun bir duruş ve davranış sergilemek arasında fark vardır.

Küba, 109 bin kilometrakare alanı olan ve 11 milyon kişinin yaşadığı bir ada ülkesidir. Bir ada ekonomisinin tüm olumsuzluklarını taşır. Kendine yeterli, nispeten kapalı işleyebilecek bir ölçeğin fersah fersah uzağında, küçük bir çalışma alanıdır. Kuruluşunda ve ayakta kalmasında sosyalizmin çöküşüne kadar Sovyetler Birliği’nin büyük desteği olmuştur. Reel sosyalizmin çöküşü sonrasında zor yıllar geçirse de toparlanmayı başarmıştır. Yakıt temini, tarımsal ürünlerin taşınamaması, ambargo sorunları, dış ticaret kısıtlamaları gibi zorlukların her birini kendine özgü yöntemlerle aşmayı başarmıştır. Dış ticaret yapması büyük ölçüde zora sokulmuştur. Ancak son yıllarda artan
ABD saldırganlığı nedeniyle bu alışılmış baskının da üzerinde ağır bir krizdedir. Ülke ekonomisinin önemli bir girdisi olan turizmin pandemi nedeniyle baskılanması sonucunda ulusal geliri yüzde 8 gibi anlamlı bir düşüş daha yaşamıştır. Bu son olumsuzlukların siyasi sistemin niteliğinde değişiklik ve restorasyona yol açacak uzlaşmalara varmadan önce kısa sürede dengelenmesi hayati önceliktedir.

Küba şimdilerde yeni anayasası ve bakış açısıyla içinde bulunduğu sorunları çözmek üzere değişikliklere gitmekte. Eskiden kendi adına çalışmaya izin verilen 127 aktivitenin sayısı 2000’e çıkarıldı. Bu değişikliklerin bir kapitalist restorasyona dönüşmesini amaçlayan bir çok iç ve dış aktör gittikçe artan dozda ideolojik üretimdedir. Kapitalist dünyanın akademik merkezleri verimlilik, işletmecilik gibi bayat ve zehirli terminolojilerini ülkeye ilişkin her çözümlemeye egemen kılma ve baskın düşüncenin çerçevesi yapma savaşındadır. İthalatta devlet tekelinin
kaldırılması türünden ağır sonuçlara gebe değişiklik taleplerini dillendirilenler vardır. Çehov’un dediği gibi “Eğer ilk perdede duvarda asılı bir silah varsa, o silah ikinci veya üçüncü perdede mutlaka patlar”. Dünya sosyalist hareketinin önündeki görev o silahın perde kapanmadan önce o duvardan kaldırılmasıdır.

Dünya sosyalist hareketinin tüm olanakları ve içtenliğiyle Küba’nın yanında yer alması gereken bir dönemden geçiyoruz. Gereken destek, var olan sorunların gizlenmesi ve propaganda desteği değil. Sosyalist sol, gördüğü sorunları dillendirmek ve üzerine gitme refleksini geliştirmek zorundadır.

Küba’da zor bir görev olan sosyalizmin korunması maalesef ağaçtaki alçak elmadır. Sosyalizm
yolunda bekleyen adımların her biri bundan daha zor olacaktır. Uzanılmadan düşen meyve ancak çürümeye başlamış olandır.

Sosyalizmin ayaklarının yere değeceği toprak bugün çok daha fazla ve öncelikle Küba’dır.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları