27 Kasım 2021 - Hoş geldiniz

ZAFER ANAYURT YAZDI- TEMASSIZ MÜCADELENİN DAYANILMAZ HİJYENİKLİĞİ

Ana Sayfa » GÜNCEL » ZAFER ANAYURT YAZDI- TEMASSIZ MÜCADELENİN DAYANILMAZ HİJYENİKLİĞİ

Eklenme : 27.04.2021 - 10:08

ZAFER ANAYURT YAZDI- TEMASSIZ MÜCADELENİN DAYANILMAZ HİJYENİKLİĞİ

 

Pandemi yangını devam ediyor. Koronavirüs salgınında nefessiz kalan ve belki de aşılanmış ya da sokağa çıkmamış olsa aramızdan ayrılmayacak olan insanların farkındayız. Kendimizi, yakınlarımızı aynı durumda düşünerek irkiliyoruz. Hayatın bizi bu sonuca götürürken, kurbanlarını nasıl seçtiği konusunda hepimizin aklında farklı kanallardan edinilmiş imgeler var.

Kimi zaman ölen bir yaşlıdır, eve oğlu taşımıştır virüsü bilmeden. Oğulun bakkal dükkanı vardır, ya da belediyede veznede duruyordur. Belki bir bankada bankoda çalışıyordur ya da güvenlik görevlisidir. Aynı kademede değil, aynı gemidedir. İlaçlarını alarak kendi sonucunu beklemektedir. Cenazeye gidememiştir.

Devlet hastanesinde memur olan eşinin maaşı yetmiyor diye satış işinden çıkarıldıktan sonra temizliğe gitmeye başlayan bir kadın da olabilir hastamız. Yol parası ayrı ödenmektedir kendisine: İki belediye otobüsü bileti karşılığı. Zaten haftada dolu olan dört iş günü bire düşmüştür. Çağırıldığı evlerde korku egemendir. Yolda belediye otobüsünde bulaşır virüs emekçiye. Hastalığı atlatacak, ama bu hikayeler yayıldığında bir daha güvencesiz temizlik işlerini de bulamayacaktır.

Bu kuşatılmışlığın içinde olan kayıtsız emekçileri düşünen ve güvencesiz iş bulmasını güvence altına almaya çalışan bir emekçi partisinin hep yanında olduğunu bilse daha huzurlu uyuyabilir. Devletin kapısına ücretsiz eriştirdiği ilaçları kullanır. Sonuçta kendini iyi hisseder hissetmez, geçmiş kısır döngüsüne dönerse ne mutlu!

Söz konusu anlayışın açılımı şu: En sağı ile en “solu” el birliğiyle statüko ve sürdürülebilirliğin en yüksek değer olduğunda düşünce birliğindedir.

İlaçlarda ücret yok ama bedel var.

Halkımız kültürümüze uygun şekilde eline geçene şükreder, bedelini el birliğiyle öder. Her biri artık birer etik ve retorik ustası olan yaşı yüksek ama ruhu yeni nesil sosyalistlerimizin aklına “Bu ilaçlar bize lazım ve yaşamsal ihtiyaç, o halde ilaçta patenti kaldıralım” demek henüz gelmedi. Favipiravir’den gelen muazzam kârlar da hiç adil değil! Bir imza kampanyası daha hak ediyor.

“Bu durumda yeni idolümüz pasifist Gandhi! Adaletsizlikleri her yerde bulup göstereceğiz. Kimse kulak asmazsa ölüm orucuna bile soyunabiliriz. Ramazan en uygun ay. Ruhsuz dünyanın ruhu olmaya soyunduk.”

Üst katında kalbur üstü ailelerin prestijli kutlamalarına pasta ya da yiyecek sağlayan kentin bir numaralı pastane zincirinin bir şubesinin, havalandırmasız bodrumunda, iki çırağıyla birlikte üretim yapan pastacı da olabilir hastamız. Kaç kere uyarmıştır ustamız emeği gittikçe ucuzlayan yeni çıraklarını: Temizliğinize dikkat edin, işten çıkınca kimseye bulaşmadan evinize gidin! Çırakta öksürük başlayınca açıklama ister. Çırak “Bu düz öksürük, gazı kestiler soğukta uyudum, ihbarname geldiğinde istediğim avansı vermediydiniz ya, kapandı..” dediğinde açıklama makul ve yeterli gelmiş olabilir. Tabi çırak bunu Yeşilçam filmlerinin düzgün cümleleri ve diksiyonuyla söyleyememiştir, ne yazık ki yazıya dökebilecek yeteneğim yok sefaletin sesini.

Balık konservesi fabrikasının köylerden toplayarak çalıştırdığı kadın işçilerinden birisi de olabilir hastamız. İlinde köyler birer birer karantinaya alınırken, bunu gazeteden okuyan ülkenin iflah olmaz aydınlanmacı ve cumhuriyetçileri, bu köylerin cehalet ve özensizliğine serzeniştedir her sabah: ”Köylük yerde nasıl başarıyorlar bu oranlarda enfekte olmayı?” Soru içtenlikle sorulsa çok güzel sorudur aslında.

Kısaca, hayatında iyi bir şey olma olasılığı ülkenin en güzel günlerinde bile kırkta bir gerçekleşmemiş bu halk, bu illete bulaşınca aynı dünyadaki diğer insanlar gibi kırkta bir oranında ölmekte, ancak bunların en fazla yarısının defin kayıtlarına bakılarak “Hiçbir şeyden çekmedi koronavirüsten çektiği kadar, hatta fakir düşürüldüğünden bile o kadar müteessir değildi.” durumu anlaşılabilmektedir.

Bu ülkenin kültüründe kırkta bir olan olaylar dikkate alınmaya değmez.

İnsanlar yaşadıkça sırası gelerek enfekte olanlar da kırkta bir çekecektir ölesiye.

* * *

Bundan yaklaşık yüzyıl kadar önce, bir çarlık, başka bir halk, başka bir savaşta yığınlar halinde kırılırken onların emekçi partisi süregiden savaşa karşı anlamlı bir şeyler söylemek zorunda kaldığında neler oldu? Neler olmadı?

Önce olmayanlar:

Kendi egemenlerine gidip de “bizim tüfekler çakaralmaz, madem savaşa gidiyoruz bize hemen, ücretsiz, iyi silahlar temin edin” kampanyası yürütmediler. Zaten böyle bir talep iki tarafta da ciddiye alınmazdı. Koskoca Çarlığın askerine silah veremediği nerede duyulmuştu? Zamanlama ve model konusundaysa herkes haddini bilmeliydi. Varsa eksikler peyderpey tamamlanır. Uhulet ve suhuletle. Çarklar dönmeli, safları “saf”larla sıklaştıralım!

Ayrıca Petrograd’ın meydanlık yerinde stand açıp Alman tekellerine seslenen bir imza kampanyası düzenlemediler: “Açgözlülüğünüz bizi günden güne öldürüyor!” Çünkü kitaplarında karşılarındaki sınıfın temel özelliğinin bu olduğu yazardı. Bir de tarihin onlarla mücadele olduğunu yazardı; tekellere dilekçe turları düzenlemek değil.

Müdahelenin doğru yeri neresi olabilir? change.org’ta değil! change.org’un yanına stand açmayı da aynı fasıldan sayarlardı eskiler eminim. Siyasi çalışma yapabildikleri her ortama girdiler, çalışmalar yaptılar. Ama imza ile savaştıklarına dair bir öykü var ise de benim dağarcığımda mevcut değil.

O günlerin sınıf savaşı edebiyatında egemenler için de “Benim mülkiyetim, benim kararım” türünden renkli duruşlar yoktu. Bu enstrümanlar olmadan bu iki sınıf nasıl yaşadılar ve çarpıştılar? Ancak biz gençler ve maalesef “geç” kalanlar bu rengarenk yeni günleri görecek kadar yaşadık. Eksik olsun!

Artık el ense temassız çekiliyor. Salgın günlerinde çok daha hijyenik. Talepleri kendi egemenlerine değil de dünya sermayesine yapmak gerçekten çok yaratıcı: Eyy Pfizer, patentler insanlığındır!

Peki ya, şimdilerde antika kalmış olan o geçmiş mücadelede neler vardı?

– Süregiden emperyalist savaşta cephedekinin neden cephede olduğu ve öldüğünün kısa, net ve özlü bir açıklaması vardı. Kendi sınıfına.

– Emekçinin yaşamını ve kaderini eline almasının düşüncesi vardı. Kendi sınıfına.

– Cepheye sürenlerin herkesin iyiliğine olarak gösterdiği hesapların çözümlenmesi ve teşhiri vardı.

– Mücadele kararlılığının ifadesi ve çağrısı vardı.

– Zor ama yine de gerçekleşebilir olan, başkalarına hayal gelse de mümkün olan hedefler vardı.

Bugünün mücadelesi ve yarının hayali vardı. Yarının mücadelesi ve bugünün düşü değil.

Güncel mitolojimizde Sisifos, emekçinin hanesine su götürdüğü için egemenler tarafından cezaya çarptırılmış bezgin bir kütüphanecidir. Her akşam okunsun diye masaya koyduğu temel kitaplar, kapağı açılmadan rafına geri dönmekte ve her sabah yeni bir umutla yeniden masalara dağıtılmakta.

Dün yazdığını bugün okumayan çürür.

Kitap bizde Gelenek’tir.

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları