ZİHİN AÇICI YAZILAR: YOLSUZLUĞA VE YOKSULLUĞA KARŞI DÜNYA KAYNIYOR. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEOLİBERALİZMİN ÇÖKÜŞÜ

Ana Sayfa » GÜNCEL » ZİHİN AÇICI YAZILAR: YOLSUZLUĞA VE YOKSULLUĞA KARŞI DÜNYA KAYNIYOR. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEOLİBERALİZMİN ÇÖKÜŞÜ

31.10.2019 - 8:57

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
ZİHİN AÇICI YAZILAR: YOLSUZLUĞA VE YOKSULLUĞA KARŞI DÜNYA KAYNIYOR. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- NEOLİBERALİZMİN ÇÖKÜŞÜ

 

NEOLİBERALİZM’İ̇N ORTAYA ÇIKIŞI VE ÇÖKÜŞÜNÜN KISA ÖYKÜSÜ

Yaklaşık son dokuz yıldır dünya kamuoyunun gündeminden düşmeyen Suriye’deki kanlı krizin, bir ölçüde alışkanlık yaratan görüntülerinin dışında, dünyanın birçok yerinde dikkat çekici halk hareketleri ortaya çıkmaya başladı.

Birkaç ay önce Hongkong’da başlayan toplu kalkışma hareketleri son birkaç haftadır, başta Şili olmak üzere bazı Güney Amerika ülkeleri yanında Lübnan’a da yansıdı.

 

Batılı birçok yorumcuya göre, hemen hepsinde göstermelik bazı nedenlerle başlayan bu hareketlerin ardındaki asıl neden, giderek bütün dünyayı saran eşitsizlik ve siyasi liderliklerin yarattığı tahammül sınırlarını aşan yolsuzluklar!

Öyle olunca da, yorumların çoğu son tahlilde gelip, yaklaşık son kırk yıldır dünyayı kasıp kavurduğu düşünülen neoliberalizm olgusuna dayanıyor.

 

Bir örnek vermek gerekirse; İngiltere’de saygın birkaç gazeteden biri olan The Guardian’da 2016 Nisan ayında George Monbiot tarafından kaleme alınan bir makalede, dünyanın yaşadığı ‘ paranın vergisiz cennetlere kaçışı yüzünden finansal erime, çevre felaketi, hatta Trump’ın yükselişi ‘ gibi birçok olumsuzluğun ana nedeninin neoliberalizm olduğu belirtildi.

 

Bendeniz de, bir süredir bu süreci anlamak için yaptığım incelemelerimde edindiğim bazı bilgileri, bir makale boyutunu aşmayacak şekilde, konuya ilgili ve meraklı okuyucularımla paylaşmak istedim.

O zaman başlayalım.

Bu aşamaya nasıl gelindiğini anlamak için, önce 20.yy’ın ilk çeyreğinin sonunda ortaya çıkan Büyük Kriz’i kısaca hatırlamak gerekiyor.

 

 

 

1929 Büyük Krizi

Günümüzden tam 90 yıl önce, 29 Ekim 1929 Salı ( kara salı) günü NewYork Borsası çöktü. Milyarlarca dolar kaybeden borsa yatırımcıları bir günde piyasadan silindi. Ardından başta ABD olmak üzere bütün sanayi ülkeleri Büyük Kriz ‘ Great Depression ‘ olarak adlandırılan sürece yuvarlandı.

Ayrıca dünyada bu krizden etkilenmeyen ülke kalmadı bile denebilir.

ABD bu süreçten tarihinin en değerli başkanlarından biri olan Franklin Delano Roosevelt’in Keynesçi ‘ New Deal ‘ adı verilen kamu harcamalarını arttırma modeli ile çıktı. Bu çerçevede, başta altyapı olmak üzere büyük projeler uygulamaya sokuldu.

 

Ancak çıkış yaklaşık sekiz yıl sürdü. Hemen ardından gelen 2.Dünya Savaşı sonrasında, savaş sırasında teknolojinin de gelişmesiyle yükselen üretim sonucunda ABD, tarihinde ‘ Altın Çağ-Golden Age ‘ denilen sürece girdi.

Çeyrek yüzyıl süren bu dönemde ABD’nin GSMH’sı % 169 oranında büyüdü; işgücünde ise % 75 artış oldu. Fert başına ulusal gelir ikiye katlandı. Yani kavramın tam anlamıyla Amerikan Rüyasının yaşandığı günlerdi.

 

 

 

Arap/İsrail Savaşı ve Petrol Şoku

Ancak o parlak günler, 1970’lerin başında Yom Kipur Savaşı olarak adlandırılan İsrail/Arap çatışması sonucunda Arap’ların petrol ambargosu ile sona erdi.

Sonuçta dört kat artan petrol fiyatı yüzünden, enflasyon o tarihe kadar görülmemiş düzeye çıktı. ( 1973/74 yıllarında öğrenci olarak bulunduğum İngiltere’de enflasyon % 20’lere yükselerek büyük bir ekonomik şok oluşturmuştu).

Enflasyonun yükselmeye başladığı 70’li yılların başında  ABD Başkan’ı Nixon döneminde dolar altına bağlı olmaktan çıkarıldı. Enflasyon % 4 seviyelerinden kısa sürede % 10’lara doğru yükseldi.

Öyle ki, 70’lerin sonunda iki haneli  halini sürdüren enflasyonla baş etmek için, Amerika Merkez Bankası ( FED ) faizleri % 19.1’e yükseltti. Nitekim enflasyon düştü ama arkasından, doğal olarak derin bir resesyon dönemine girildi.

 

Bu dönemin en önemli dönüşümlerinden biri de, teknolojik gelişmeler doğrultusunda giderek büyük şirketler dönemine girilmesiydi.

Bu durum giyim kuşamdan iş görmeye kadar, çalışanların alışkanlıkları dışında, yeni iş yönetimi süreçlerini başlattı. Ayrıca Altın Çağ boyunca hiç tanışmadıkları resesyon nedeniyle ekonomik belirsizliğin artması çalışanları büyük ölçüde huzursuz eder hale geldi.

Bu dönemde ‘ şirket avcıları- corporate raiders ‘ denen, rakip şirketlerin hisselerini ucuza alıp, piyasada rakip bırakmayan ve sonra da hisse değerlerini yükselttikten sonra satan yeni tür iş insanları ortaya çıktı. Böylece ABD Altın Çağı’nın yerleşik ‘ iş modeli ‘ yerine, finansal araçların başat olmaya dönüşeceği finans kapitalizmine yönelindi.

 

Bu arada ABD’li büyük şirketler, yabancı ülke üreticileri ile rekabet edemez hale geldikleri için, çalışanların bir bölümünü işten çıkarmak ve çalışanların da ücretlerinde kesintiye zorunda kaldılar. Çünkü artık onlar için öncelik, karlarını arttırıp, şirket hisse değerlerini yükseltmekti.

Benzer durumlar diğer batılı kapitalist ülkelerde de ortaya çıktı. Bunların başında gelen İngiltere’de ( Birleşik Krallık) sanayi üretimi % 30 gerilemiş, işsizlik % 5’lerin üzerine çıkmıştı.

İngiltere’de iktidara 1979 yılında koyu muhafazakar Thatcher,  ABD’de ise 1981 yılında eski aktör Ronald Reagan gelmişti.

 

Her ikisi de, iktidara gelir gelmez ülkelerinin ekonomik faaliyetlerinde devletin güç ve etkisini azaltacak yönde politikalar geliştirmeye başladılar.

Hemen ardından, aralarında ülkemiz de olmak üzere kapitalist ekonomik rejimle yönetilen ülkelerin tamamına yakınında benzer politikalar gündeme sokulmaya başlandı.

Böylece sonradan neoliberal olarak adlandırılacak olan yeni düzene geçildi.

 

 

 

Neoliberal Düzen

Daha sonraları ‘ Demir Leydi ‘ olarak anılacak Thatcher’ın öncülük ettiği yeni düzen klasik liberalizmin  ‘ laissez-faire/bırakınız yapsınlar ‘ ilkesinin daha ileri versiyonu olarak ortaya çıktı.

Reagan’ın da benimsediği bu düzenin özü, bazı yorumcular tarafından ” pazar herşeyin en iyisini bilir ” şeklinde karakterize edildi. Bu yorumculara göre ” pazar ” kavramı, adeta her şeye kadir mitolojik bir Tanrı gibi algılatıldı.

Nitekim bu algı kapitalizmi benimsemiş ülkelerde öylesine yaygınlaştı ki; aralarında Türkiye olarak bizim de bulunduğumuz çok sayıda ülke bu düzen doğrultusunda politikalar oluşturdu.

Neoliberal sistemin ana karakterini oluşturan unsurların bazılarından söz edilirse; başta kamu varlıkları ve hizmetlerinin özelleştirilmesi olmak üzere, emek pazarında kural ve kısıtlamaların kaldırılması, şirketlere vergi kolaylıkları, serbest ticaret, para piyasalarının liberalleştirilmesi gibi unsurlar sayılabilir.

 

Aradan geçen kırk yıllık uygulamaların ardından varılan günümüzdeki sonuçlarına bakıldığında, sürecin uygulandığı bütün ülkelerde eşitsizliği büyük ölçüde arttırdığı, finansal dengesizlik ve işsizliği tırmandırdığı açıktır.

Sorunun siyaseten en dikkat çekici yönü ise, kırk yıl önce muhafazakar siyasetçilerin başlattığı bu sürece, 1990’larda başbakan olan İngiliz İşçi Partili Blair ve Alman Şansölyesi Sosyal Demokrat Schröder’in, temsil ettikleri toplum kesitlerine ihanet edercesine, birlikte hazırladıkları ” 3.Yol Manifestosu ” ile destek vermeleriydi.

İşte günümüzde başta Şili olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde ortaya çıkan sosyal patlamaların ardındaki temel neden olan neoliberal düzenin kısa öyküsü bu.

 

Son olarak değinilmesi gereken husus, kapitalizmin ortaya çıkışından bu yana yaşadığı kaçınılmaz hastalıklar nedeniyle, her seferinde halklara ödettiği bedelin yenisi ile karşı karşıya olunduğudur.

Yaklaşık yüzyıl önce V.I.Lenin’in tanınlamasıyla, kapitalizmin son aşaması olan emperyalizm döneminde insanlık iki büyük savaşta çok ağır bedeller ödedi.

Lenin’in tanımından hareketle, emperyalizmin son aşaması olarak nitelendirilebilecek neoliberalizm sürecinden çıkış için, küresel çerçevede yeni bir demokratik sol siyaset üzerinde mutabakata büyük gereksinim olduğu görülmektedir.

Çünkü, kırk yıllık deneyimden de görüldüğü gibi, sosyal demokrat siyasetçilerin temsil ettikleri kitlelerle bağını koparıp, sürecin destekçisi haline geldikleri artık iyice anlaşılmıştır.

Bunun tipik örneklerini, AB ülkeleri seçim sonuçlarında açıkça görmek mümkündür. Bu ülkelerde artık bırakın, iktidar alternatifi ana muhalefet olmalarını, son seçim sonuçlarından da görüleceği gibi, ancak marjinal partiler arasında yer bulabilmekteler. Yani 2.Savaş sonundaki görkemli günlerinden bir hayli uzak siyaset anlayış ve kadrolarıyla misyonlarının tükenmiş olduğunu söylemek gerekir.

 

 

Ülkemiz Siyaseti İçin Son Söz

Bu sonuçlar üzerinden, ülkemizdeki siyaset için yorum yapmak gerekirse; kırk yıl önce Demirel’in Başbakan, Özal’ın da başbakanlık müsteşarı olduğu 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararla girilen ve günümüze kadar gelen neoliberal süreçte yaşananların okuyucuların çoğu tarafından bilindiğini düşünüyorum.

Belki de yazının son sözü olarak söylenecek şey; son kırk yılda her alanda yaşanan onca acı deneyimin ardından gelinen aşamada, Atatürk’ün İlerlemeci Devrimcilik anlayışı çerçevesinde oluşturulacak bir sol demokrat programla kitlelere ulaşıp, destek istemektir.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :